Bu bir toplumsal çöküş meselesidir. Gençler yalnız. Gençler umutsuz. Gençler anlatacak kimse bulamıyor.
Uyuşturucu: Susarak Ortak Olduğumuz Bir Cinayet
Sinan Bey yazıyor
Artık kandırmayalım kendimizi.
Uyuşturucu bu ülkenin “gizli” sorunu falan değil.
Gözümüzün önünde büyüyen, her gün bir can alan sessiz bir felaket.
Ve en acısı ne biliyor musunuz?
Herkes biliyor…
Ama kimse konuşmuyor.
Bir çocuk sokakta düşüyorsa,
bir genç hayattan kopuyorsa,
bir anne sabaha kadar uyuyamıyorsa…
Burada sadece bağımlı suçlu değildir.
Bu sessizlik de suçtur.
Uyuşturucu bir tercih değildir diyoruz, doğru.
Ama görmezden gelmek bilinçli bir tercihtir.
Mahallede kim satıyor herkes biliyor.
Kim kullanıyor herkes fısıldıyor.
Ama iş ciddiye binince herkes susuyor.
Çünkü korkuyoruz.
Çünkü “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla yaşamaya alıştık.
Oysa o yılan bir gün mutlaka kapıya dayanır.
Bağımlılık bir gecede başlamaz ama
bir gecede her şeyi bitirir.
Aklı, vicdanı, geleceği…
Geriye sadece boş bir beden kalır.
Bir de işin acı tarafı var:
Biz hâlâ bu meseleyi ahlak tartışması sanıyoruz.
Hayır.
Bu bir toplumsal çöküş meselesidir.
Gençler yalnız.
Gençler umutsuz.
Gençler anlatacak kimse bulamıyor.
Sonra biri çıkıyor,
“Gel, kafan dağılır” diyor…
İşte her şey orada başlıyor.
Şunu açıkça söyleyelim:
Uyuşturucu kullananı dışlamak çözüm değil.
Ama satanı, özendirenini, göz yumanı görmezden gelmek
bu suça ortak olmaktır.
Bu iş afişle, nutukla çözülmez.
Bu iş ancak sahip çıkarak, dinleyerek, korkmadan konuşarak çözülür.
Aksi halde daha çok fotoğraf görürüz.
Altına da klasik cümleyi yazarız:
“Çok iyi çocuktu…”
Ama artık şunu kabul edelim:
İyi çocuk olmak yetmiyor.
Bu düzende ayakta kalmak için
korunmak, sahip çıkılmak ve anlaşılmak gerekiyor.
Uyuşturucu insanı öldürür.
Ama toplumun suskunluğu…
İşte asıl öldüren odur