SANDIKTAKİ İMTİHAN: İHANET Mİ, BİRİKEN KIRGINLIKLAR MI?

ABDULLAH DENİZ SANDIKTA NEDEN KAYBETTİ? “BEN” DİYENLERİN KARŞISINA “BİZ” DİYENLER ÇIKTI!

Ayhan Gider müdahalesi iddiası, Şakir Semizoğlu ile kopan ilişkiler, kooperatiflerin rahatsızlıkları, “Borsa yöneticilerini kovdum” tartışması ve yılların biriktirdiği kırgınlıklar… Çanakkale Ticaret Borsası seçimlerinin perde arkasında yanıt bekleyen çok soru var.

Çanakkale Ticaret Borsası'nda seçimler bitti ama tartışmalar bitmedi.

11 Ekim 2026'da sandık başına giden Borsa üyeleri, yeni dönemin kapısını araladı. Emrah Kuru'nun öncülüğündeki mavi liste seçimlerden önde çıkarken, mevcut Başkan Abdullah Deniz'in temsil ettiği beyaz liste beklediği sonucu alamadı.

Üstelik Abdullah Deniz, kendi meslek grubundaki yarışta dahi oldukça dikkat çekici bir tabloyla karşılaştı. Mavi liste 21, beyaz liste 20 oy aldı. Deniz'in meclise girişi ise kura sonucunda gerçekleşti.

Peki, nasıl oldu da yıllardır Borsa Başkanlığı yapan bir isim böylesine önemli bir seçimde desteğini kaybetti?

Bu sorunun yanıtı yalnızca son bir haftalık seçim çalışmalarında mı, yoksa yıllar boyunca yaşanan olaylarda mı aranmalı?

Bence asıl konuşulması gereken mesele tam da budur.

HER ŞEYİ BEN BİLİRİM ANLAYIŞI

Abdullah Deniz'e yönelik yıllardır dile getirilen eleştirilerin merkezinde bir yönetim anlayışı bulunuyor.

“Ben bilirim, ben yaparım, benim dediğim olur, başkası hiçbir şey bilmez.”

Borsa çevrelerinde Deniz'e yöneltilen eleştiriler, bu sözlerle özetleniyor.

Peki, insanları dinlemeden, farklı fikirleri dikkate almadan, her konuda son sözü yalnızca kendisinde gören bir anlayış ne kadar sürdürülebilir?

Bir kurumu yönetmek başka, o kurumu kendi kişisel alanı gibi görmek başkadır.

Başkanlık makamına oturmak, hiç kimseye insanları küçümseme hakkı vermez.

Makam büyüdükçe insanın da büyümesi gerekir. Makam büyürken insanlarla arasındaki mesafe büyüyorsa orada ciddi bir sorun vardır.

KOOPERATİFLERDEN GELDİĞİ ÖNE SÜRÜLEN O SÖZLER!

Seçim öncesine ilişkin tarafıma aktarılan kulis bilgileri arasında bazı kooperatif temsilcilerinin Abdullah Deniz'e yönelik rahatsızlıkları da var.

Bu kişilere atfedilen ifadeler şöyle:

“Yüzüne tamam dedik ama bu kez oy vermeyeceğiz. Çünkü bizi sürekli azarlıyor.”

Bu sözlerin kimler tarafından söylendiğinin ayrıca doğrulanması gerekiyor. Ancak böyle bir rahatsızlık gerçekten dile getirildiyse, üzerinde ciddi biçimde düşünülmeli.

Bir kooperatif temsilcisi neden düşüncesini başkanın yüzüne açıkça söyleyemiyor?

Bir insan neden tartışmak yerine sessiz kalmayı ve kararını sandıkta göstermeyi tercih ediyor?

Ve en önemlisi, bir başkan bu rahatsızlıkları neden önceden fark edemiyor?

Herkesin yüzüne “tamam başkanım” demesi, herkesin gönlünden de “tamam” dediği anlamına gelmez.

Belki de bu seçimde en çok üzerinde durulması gereken mesele budur.

ŞAKİR SEMİZOĞLU MU SATTı, YOKSA YOLLAR ZATEN AYRILMIŞ MIYDI?

Seçim sonrasında Abdullah Deniz'in Şakir Semizoğlu'nun kendisini yarı yolda bıraktığını ileri sürdüğü konuşuluyor.

Fakat seçim öncesine ilişkin tarafıma ulaşan bilgiler farklı bir tabloya işaret ediyor.

İddialara göre Deniz'in, Semizoğlu'nun konumunu zayıflatmaya yönelik girişimlerde bulunduğu yönündeki bilgiler ortaya çıkınca iki isim arasındaki güven ilişkisi bozuldu.

Yine kulislerde anlatıldığına göre Şakir Semizoğlu, Abdullah Deniz'e defalarca “Yollarımız ayrıldı” mesajı verdi.

Burada önemli bir soru var:

Bir insan size yollarının ayrıldığını seçimden önce açıkça söylemişse, seçimden sonra neden ihanetle suçlanır?

Bu iddiaların iki tarafın açıklamalarıyla aydınlatılması gerekiyor.

Ancak yaşanan tartışma, siyasette ve iş dünyasında sıkça karşılaşılan bir sorunu yeniden hatırlatıyor:

İnsanlar birbirlerine güvenlerini kaybettiklerinde, bu kopuşun sorumluluğunu yalnızca karşı tarafa yüklemek doğru değildir.

Önce o güvenin neden kaybolduğu sorgulanmalıdır.

AYHAN GİDER İDDİASI: SEÇİMİ SİYASET Mİ KAYBETTİRDİ?

Gazeteci Kerem İriç'in aktardığı görüşmede Abdullah Deniz'in, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider'in Ticaret Borsası seçimlerine doğrudan müdahil olduğunu iddia ettiği belirtiliyor.

Bu son derece ciddi bir iddia.

Elbette bir milletvekilinin meslek kuruluşlarının seçim süreçlerine etkisi varsa bu konu araştırılmalı.

Ancak iddiayı ortaya atan kişinin bunun hangi somut olaylara dayandığını da açıklaması gerekir.

Kiminle görüşüldü?

Kimden ne istendi?

Hangi seçim tercihine nasıl müdahale edildi?

Bunlar açıklığa kavuşmadan seçim sonucunun sorumluluğunu siyasi müdahaleye bağlamak doğru olmaz.

Bir başka soru da şu:

Abdullah Deniz, üyelerinin kendisine yönelik eleştirileriyle yeterince yüzleşti mi?

“BORSA YÖNETİCİLERİNİ KOVDUM” TARTIŞMASI!

Gelelim geçmişten bugüne taşınan bir başka meseleye.

Abdullah Deniz'in geçmişte Borsa yöneticileriyle yaşadığı anlaşmazlıklar ve bu kişiler hakkında “Kovdum” ifadesini kullandığı iddiası da üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu.

Bu ifadenin hangi olayda, kimler hakkında ve hangi şartlarda kullanıldığı açıklığa kavuşturulmalı.

Çünkü bir kurumda görevlerin sona ermesiyle, insanların kamuoyu önünde küçük düşürüldüğü izlenimi yaratabilecek ifadeler kullanılması aynı şey değildir.

Şimdi soruyorum:

Gerçekten böyle bir söz söylendi mi?

Söylendiyse hangi yetkiye ve gerekçeye dayanıyordu?

Bu sözün muhatapları ne yaşadı?

Ve daha sonra “Ben öyle bir şey demedim” denildiyse, geçmişteki açıklamalarla bugünkü anlatımlar arasında bir çelişki var mı?

Dün söylenen bir sözün bugün inkâr edilip edilmediğini belirlemenin yolu, iddiayı tekrarlamak değil; belgeyi, tanığı ve olayın kendisini ortaya koymaktır.

Bu nedenle “Borsa yöneticilerini kovdum” meselesi de ayrıca araştırılmalı.

OY VERENLER İYİ, VERMEYENLER KÖTÜ MÜ?

Seçim sonrasında dile getirilen bir başka eleştiri, Abdullah Deniz'in kendisine oy verenlerle vermeyenlere karşı farklı tutum sergilediği iddiası.

Sanki kendisine destek verenler çok iyi insanlar, farklı tercih kullananlar ise bir anda kötü insanlar olmuş gibi bir izlenim doğduğu konuşuluyor.

Oysa bir Borsa üyesi istediği kişiye oy verir.

Kimse yıllardır aynı ismi desteklemek zorunda değildir.

Dün bir başkana oy vermiş olmak, bugün de ona oy verme mecburiyeti doğurmaz.

Bir insanın değeri verdiği oyla ölçülmez. Bir başkanın gerçek demokratik olgunluğu da kendisine oy vermeyenlere gösterdiği saygıyla anlaşılır.

Her farklı tercihi ihanet olarak görmek, geçmişteki kırgınlıkların çözülmesini daha da zorlaştırır.

PEKİ, GEÇMİŞTE NELER YAŞANDI?

İşte bu noktada geçmişi hatırlamak gerekiyor.

Borsa kulislerinde Abdullah Deniz'in bazı eski dostlarıyla, yol arkadaşlarıyla ve kurum çevresindeki isimlerle ciddi sorunlar yaşadığı ileri sürülüyor.

Bazı insanları mağdur ettiği, kırdığı, hatta hakarete varan ifadeler kullandığı yönünde iddialar bulunuyor.

Bunların her biri ağır iddiadır ve somut olaylarla değerlendirilmelidir.

Ama şu soruyu sormak da gazeteciliğin görevidir:

Dün birlikte hareket ettiği isimlerle bugün neden karşı karşıya geldi?

Neden bazı eski yol arkadaşları farklı bir yönetim tercihinde bulundu?

Bunların nedeni yalnızca seçim rekabeti mi, yoksa geçmişten biriken başka sorunlar mı?

İnsanlar bir günde uzaklaşmaz. Bazen yıllarca biriken kırgınlıklar, tek bir sandıkta görünür hâle gelir.

“KRAL BENİM” DEMEKLE KRAL OLUNMUYOR!

Bir makamda uzun süre bulunmak, insana önemli bir tecrübe kazandırabilir.

Ama aynı makam, eleştirilere kulak kapatmanın gerekçesine de dönüşebilir.

Borsa çevrelerinde Abdullah Deniz'in yönetim anlayışına yönelik “Kral benim” ve “Güç zehirlenmesi” eleştirileri yapılıyor.

Bunları kişisel bir teşhis olarak değil, kurum yönetimine yönelik sert eleştiriler olarak görmek gerekir.

Çünkü güç, insanlara istediğini söyleme hakkı değildir.

Başkan olmak, herkesten daha fazla hak sahibi olmak da değildir.

Başkan olmak; dinlemek, birleştirmek, gerektiğinde öz eleştiri yapmak ve farklı düşüncelerle birlikte çalışabilmektir.

Bir başkanın asıl gücü makamında değil, makamdan ayrıldığında bile kendisine duyulan saygıdadır.

VOLKAN TEMİZ'İN YAKTIĞI MEŞALE VE SON HAFTANIN DAYANIŞMASI

Çanakkale Ticaret Borsası seçimlerinde Volkan Temiz'in uzun süredir sürdürdüğü değişim arayışı da dikkat çekti.

Emrah Kuru'nun öncülüğünde oluşan mavi listeye, Şakir Semizoğlu ve Volkan Temiz'in destek verdiği kamuoyuna yansıdı.

Seçim öncesindeki son dönemde farklı isimlerin aynı hedef etrafında bir araya gelmesi, Borsa'nın yeni dönemine ilişkin değişim tartışmalarını güçlendirdi.

Ancak bu dayanışmayı yalnızca Abdullah Deniz'e karşı kişisel bir hesaplaşma olarak görmek de eksik olur.

Yeni yönetimin başarısı, bundan sonra ortaya koyacağı çalışmalara ve bütün üyeleri ne ölçüde temsil edeceğine bağlı olacak.

Sandıkta değişim istemek başka, değişimin hakkını vermek başkadır.

SON SÖZ: SANDIK SESSİZDİ AMA SONUÇ ÇOK ŞEY ANLATTI!

Abdullah Deniz'in seçim kaybını değerlendirmek için yalnızca son gün yaşananlara bakmak yeterli değil.

Ayhan Gider müdahalesi iddiası, Şakir Semizoğlu ile yaşandığı öne sürülen güven sorunu, kooperatif temsilcilerinin rahatsızlıkları, eski Borsa yöneticileriyle ilgili tartışmalar ve geçmişe ilişkin mağduriyet iddiaları ayrı ayrı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Elbette Abdullah Deniz'in de bütün bu iddialara yanıt verme hakkı vardır.

Ancak seçimin ardından yapılabilecek en önemli şey, sandığın verdiği sonucu anlamaya çalışmaktır.

Kendisine oy vermeyenleri suçlamak kolaydır.

Asıl zor olan, yıllarca yanında bulunan insanların neden farklı bir tercih yaptığını sorgulamaktır.

Belki de asıl sorulması gereken soru şudur:

“Herkes beni neden bıraktı?” demeden önce, “Ben insanlarla ilişkilerimde nerede hata yaptım?” diye soruldu mu?

Çünkü bazen insanı sandık değil, sandığa gelene kadar yaşananlar kaybettirir.

Ve bazen herkes konuşur ama kimse duyulmaz.

Ta ki sandık açılana kadar...

UNUTULMASIN: MAKAMLAR GEÇİCİDİR. İNSANLARIN HAFIZASI VE SANDIĞIN İRADESİ İSE KÜÇÜMSENMEMELİDİR.